Zaman Makinası



İnsanoğlu her zaman geçmişi çok merak etmiştir. Bu merakın sebebi geçmişe duyulan özlem mi ya da gizli kalan bazı sırların açığa çıkarılma isteği mi bilinmez ama bir dönem dünya gündeminin zirvesinde olduğu aşikar. Bilim kurgu filmlerine konu olan zaman olgusu ve dahi zamanda yolculuk sevdası, bir dönem zaman makinası yapabilme ve zaman kavramı içerisinde yolculuk yapıp, kendimizi geçmiş ve gelecekte görebilme hayalleri kurdurmuş, çok fazla zaman, emek ve para harcatmıştır. Hatta geçmişteki bazı durumlara müdahil olup geleceği değiştirme senaryoları... Hepimiz hatırladık... Peki neden filmler? Film deyip geçmemek lazım, şimdiki zamanın en büyük silahıdır ve  kitlelerin zihnini, beklenmedik olay veya değişikliklere alıştırıp hazırlamanın kısa yoludur. Bilinçsiz kitlelerin kavalcısıdır yani... Bakıldığı zaman birçok filmin ana teması bir süre sonra karşımıza gerçek olmuş bir vaziyette çıkar ve biz umulmadık bu durumlara tepki veremeyiz, normal karşılarız, çünkü zihnimiz hazırlanmıştır. Elimizden ekmeğimizi, dilimizden değerimizi, kalbimizden ahlâkımızı çekip alır, bizde alkış tutarız... Bu da bize zaman kavramının acı bir oyunudur.

Belki zamanla anlarız...
Belki de zamanı anlarız...

Zamana dönelim...

Zamanda yolculuk yapıp yapamayacağımızı, zamanı yaratanı anlayınca anlayabiliriz...

Dün geçti artık telafisi tövbede, yarına erişmenin hayrı, dua etmekte...

Zaman çeşitliliği, farklı zaman dilimi ya da tabiri caiz ise paralel evrendeki hayat hakkında Kuran-ı Kerimde bazı ipuçları var aslında. Bu farklı zaman, geçmiş ve gelecek olarak düşünülebilir mi düşünülemez mi? Bunu sorgulayalım.


Zamanı Allah’ın yarattığını kavrayabildiğimizde düşünmeyiz zaten. Yaşadığımız bu zaman, sadece Allah’ın bildiği bir sona doğru akıp gitmektedir. Bu fani zaman nihai noktasına geldiğinde ve tükendiğinde, ahir zaman dediğimiz sonsuz yaşam zamanı başlıyor ve aslında zaman kavramı otomatik olarak yok oluyor. Ancak şu anda da Allah’ın var olduğunu, meleklerin var olduğunu biliyoruz. Allah zamansız ve mekânsızdır. O her an, her yerdedir.

Peki melekler şu anda hangi zaman diliminde yaşıyor?

 “(Allah), gökten yere işi düzenleyip yönetir. Sonra (şuurlu birer sebep olarak işlerin tedbirini gören melekler) saydığınız hesap ile bin yıl tutan bir günde O’na yükselir.”(Secde, 32/5).

"Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir."(Meâric, 70/4).

Allah zaman ve mekandan münezzehtir. Ancak bazı melekler ise bulundukları yerden ya da zamandan belli görevlerle yeryüzüne inerler ve geri dönerler veya dönmezler, ilmi sonsuz olan bilir... Evet mümkün, mantıklı ve aşikardır... Bu açıdan baktığımızda farklı zaman dilimlerinin var olduğunu idrak edebiliyoruz. Zaman değiştirmek ise fani beden ile değil sadece ruh ile mümkündür. Ancak Allah'ın izniyle bazı istisnaları var. Peygamber Efendimiz'in (sav) miracı, Hz. İsa'nın (as) yükselişi gibi...

Bizler ise fani hayat son bulunca, ruh bedeni terk edince farklı bir zamana muvaffak oluruz. Tabi yine mutlak kudret sahibi bilir...




Ruh terk etti bedeni, kalanı korku saldı,  kendinden etti...

“ Ölümden korkuyorum... Öldükten sonra kıyamete kadar toprağın altında bilmem kaç bin sene nasıl bekleyeceğiz, o kadar zaman biz ne yapacağız?”.

Korkma! İnsanı  korkutan ölümün kendisi değil ölmeden evvel yaptıklarıdır. Çözümü var ve kolay yani...

Ama öldükten sonra bekleme meselesi?
Zamanın sahibi ve yaratıcısı Allah, ahir zamanda da süreyi bu dünya ile eşit mi tutmuştur? O âlemde şu anda bir bekleyiş söz konusu mu? Bekleniyorsa oradakiler ne yapıyor?

Hesap verme, ahiri azap ölümden sonra başlayacak ve orada zaman kavramının farklı olduğunu biliyoruz. Belki beklenecek bir durum yoktur. Öldükten sonra intikal ettiğimiz alemde kıyameti kopmuş, bütün insanları ölmüş ve hesap için bekliyor vaziyette bulma ihtimalimizin olduğunu düşünsek!

O zaman dilimine şahit olan Peygamber Efendimiz'in (sav) miracı bu dünya zamanı ile birkaç dakikadan ibaretti. Ancak gittiği zaman diliminde birkaç dakika kadar kısa süre durmadığı kesin, yaşadıklarını sadece anlatmak bile uzun zaman alır. Bu da bize oradaki zaman hakkında ipucu verebilir.

Yani, öyle beklemekten korkan biz, böyle beklemeyi bırakıp rıza-i ilahi için gayrete gelebiliriz belki...


İstisna bahşedilen Peygamber Efendimiz’in (sav) miraç hadisesi de zamanda yolculuk değil zamanlar arası bir yolculuktur. Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa'ya gidişine  zaman içinde yer değiştirme, Mescid-i Aksadan Allah katına yükselmesine zamanlar arası yer değiştirme diyebiliriz, geçmiş ve gelecek yok...

Allah katına yükseliş istisnadır ama Peygamber Efendimiz'in (sav) Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksaya seyahatine benzer seyahatleri, Allah bazı kullarına nasip etmiş olabilir. Hep duyduk. Mesela Mevlana Celaleddin-i Rumi, Ahmet Yesevi, Abdurrahman Bin Muhammed es-Sekkaf, Abdulkadir Deştuti, Bişr-i Hafi. Bu velilerin tayy-i zaman ve tayy-i mekan rivayetleri çoktur. Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin hicaz yolculuğu en bilineni. Ya da çetin savaşlarda müslümanlara yardıma gelen esrarengiz atlı birlikler vs.

Hatta Piri Reis... Esrarengiz denizci... Piri Reis o dönemde noksansız cihan haritasını nasıl çizebilmişti? Normal zamanda dünyayı gezip öyle ayrıntılı harita oluşturmaya bir insanın ömrü kafi gelmez. Allah aşkı ve cihad sevgisiyle gönlü yanan bu denizci, haritayı  Allah’ın izniyle semadan seyrederek mi çizdi acaba, olabilir mi? Gözünü kapatıp açtığında, milyonlarca dolar harcayıp çıktıkları semaya mı çıktı Piri Reis? Gökte bağdaş kurup, eline aldığı kalem kağıtla havada asılı durup mu çizdi? Ya da Allah’ın izniyle zamansız, anlık seyahatleri mi oldu? Gözünü aç kapat hop burası amerika!

"Aman tanrım olamaz böyle birşey, imkansız!" diyenler için bir de budist keşişler var. Neredeyse bebek yaşlarda tapınaklara alınan çocukların yoğun eğitimler sonrasında keşiş olup meditasyon yaparak zihnini başka yerlerde bulundurma ve başkalarıyla konuşmaları, aynı anda farklı yerlerde bulunma gibi kendi adlandırdıkları şekliyle astral seyahat, filmler sayesinde bize gayet normal geliyorken Piri Reis'in ihtimallerine dil uzatmak çokta adil değil. Hal böyleyken tayy-i zaman ve tayy-i mekan ile ilgili bildiklerimizin tesadüfi rivayetler olmadığı, Allah inancı ile muteber gerçekler olduğu aşikar...


Zamansız ve mekânsız olan Allah'a, sonsuz kudret ve ilim sahibi olan Allah’a ve dahi zamanı yaratan Allah’a zamanı ve mekanı dürüp kuluna yol vermek mi zor gelecek...




Yorumlar

  1. elinize sağlık çok guzel yazmışsınız


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim begenmeniz bizi de mutlu etti. Sağlıcakla kalın...

      Sil

Yorum Gönder