Kayıtlar

Güncel Yayın

AŞK NEDİR?

Resim
Aşk nedir?
Sahi neydi aşk?
İşte!
Bir bakıştır.
Bir bakış, bir tohumdur...
Bir tohum düşünce kalbe, bazen  istemesende...
Beyin düşünür durur, beslenir. Mani olamazsın filizlenir.
Zihin büyütür, zaman süregelir, çiçeğini, meyvesini verir de kokusu ruhunu sarıverir.
Sen artık bir (o)sundur, o işe meçhul.
Sahi neydi aşk?
Bir bakış değil miydi bir tanecik edaya?
Kanatlanmak mı gerekliydi ona varmaya?
Bilmem ama,
Aşktır...
Acun-i aşktır, haktır...
Bak!
Bir bakış, bir tohum yetti de dünyalığa, neden kördü gözüm dünyaya.
Toprakta bitene, yürüyene...
Semada süzülene, uçana...
Bin bir çeşit yaratılana...
Neden?
Gönle giren binlerce tohuma,
Su veremeyen zihnim, yazık, takıldı kaldı devrana.
Sahi aşktı ilah, ilahi aşktı aslı,
Gördüğüm her şey sebepti, lakin dimağ görmeye üşendi.
Kanat ne gerekti aşka uçmaya, zaten “O” her yerdeydi...




YENİ NESİL "OKUMAK"

Resim
Okumak, sadece kağıt üzerinde sıralanmış harf ve kelimeler zincirini seslendirmek değildir.
Okumak, bir paragraf içerisinde zincire vurulmuş o anlamı, zincirlerinden kurtarıp zihinde canlandırmaktır. Daha ötesi, zihinde canlananı davranışa dökebilmektir...
Dilden dökülüp, ardına bile bakmadan atmosferde kaybolan o kelimeler, kendisini bile kurtaramaz yok olmaktan, her ne kadar caf caflı olsalar da... Okumak değildir bu, olsa olsa boşa yorulmaktır. Kağıt üzerinde sabırsızca bekleyen kelimelere zulümdür, amaçsızca havaya salıvermek... Bilhassa, kaybolmayıp insanın kalbine işlemesidir kelimelerin, zihinde yeni filizler oluşturmasıdır okumak. Ya da dilden çıkan kelimenin, yuvasını arayan bir anahtar gibi yerini bulmasıdır. Dalgası dağ gibi yükselen zihin deryasında, rotasını bulmasıdır anlamın okumak...

Ağaca bakar geçersin ya da bakarsın, yemyeşil yapraklarını, azametli gövdesiyle güçlü duruşunu ve büyüklüğünü ki yaşlılıktan, kabukları arasındaki boşluğa yumruk girecek kadar derin nered…

İNSANLIĞA ATILAN ACI TOKAT

Resim
ACI TOKAT

Ben!

Aç kalmaktan mı korkuyorum?

Neden?

Yarın kıtlık mı çıkıyor?

Hem çıksa ne olur ki, bana nasibimi veren Allah değil mi? Kulu için en güzelini düşünen Allah değil mi? Bana her şeyimi veren zaten O, biraz aç kalsam Onun için çok mu?
Ya da bitmesinden mi korkuyorum yoksa yiyeceklerin?
Biter mi?
“Yerde yürüyen her bir canlının rızkı, yalnızca Allah üzerinedir.” (Hud 6)

Allah bir şekilde bizi rızıklandıracağının vaadini yapmış, korkum ne diye?
Hem şükretmeliyim, Türkiye’de açlıktan ölen olmamış. Ayrıca şükredersem rızkımızın da artacağını söylemişti babam. Ne mutlu... Ama ben kendim için şükrederken başkası için dua ediyor muyum? Zira dünya nüfusunun %11’i, yani 800 milyon insan her gün yetersiz besleniyor ve aç kalıyor...
Ben, aman aç kalırım belki diyerek ihtiyacımın 10 katını hapur hupur yerken, birileri yiyecek bir lokma ekmek, içecek bir yudum su bulamıyor. Hatta birileri açlıktan ölmek üzereyken bile elindeki tek bir lokmayı paylaşmaya çalışıyor ve ben, ben bırak onlarl…

HASAN İLE ARI NOYA

Resim
-İşte yakaladım! Seni küçük böcek, al sana! Diyerek ezdi minik arıyı.
Hasan her zaman böyle yapıyordu. Nerede bir böcek görse tepesine biniyordu. Acı çekip çekmediklerini düşünmeden. Bu dünyada yerlerinin olmadığından, hiçbir işe yaramadıklarından bahane bulurdu hep.
Gerçekten de öyle miydi?

○●○

Arı Noya yine gördü o çocuğu. Bir arkadaşını daha kaybetmişti ayaklarının altında. “Ne istiyor bu çocuk bizden?” diye aklından geçirdi. “ Ne zararı var küçücük böceklerin sana?”
-Allah’ım sen göster yaptığı yanlışı bu çocuğa, dedi ve menekşelere doğru uçmaya başladı. Çok  çalışmalıydı. Zira işi zor ve bir hayli uzundu.

●○●

Hasan yaşıtlarına göre biraz kısa boylu ama çok hareketli ve yetenekli bir çocuktu. Sürekli bir şeylerle ilgilenir, oyun oynar hiç durmazdı. E bundan dolayı biraz da zayıftı tabi. Dışarıdan bakılınca rüzgarda kuru yaprak gibi savrulacak sanılırdı ama kuvvetli ve yere sağlam basan bir çocuktu. Beşinci sınıf öğrencisiydi.

Güneşin, serin esen ilkbahar rüzgarıyla irkilen bedenl…

Zaman Makinası

Resim
İnsanoğlu her zaman geçmişi çok merak etmiştir. Bu merakın sebebi geçmişe duyulan özlem mi ya da gizli kalan bazı sırların açığa çıkarılma isteği mi bilinmez ama bir dönem dünya gündeminin zirvesinde olduğu aşikar. Bilim kurgu filmlerine konu olan zaman olgusu ve dahi zamanda yolculuk sevdası, bir dönem zaman makinası yapabilme ve zaman kavramı içerisinde yolculuk yapıp, kendimizi geçmiş ve gelecekte görebilme hayalleri kurdurmuş, çok fazla zaman, emek ve para harcatmıştır. Hatta geçmişteki bazı durumlara müdahil olup geleceği değiştirme senaryoları... Hepimiz hatırladık... Peki neden filmler? Film deyip geçmemek lazım, şimdiki zamanın en büyük silahıdır ve  kitlelerin zihnini, beklenmedik olay veya değişikliklere alıştırıp hazırlamanın kısa yoludur. Bilinçsiz kitlelerin kavalcısıdır yani... Bakıldığı zaman birçok filmin ana teması bir süre sonra karşımıza gerçek olmuş bir vaziyette çıkar ve biz umulmadık bu durumlara tepki veremeyiz, normal karşılarız, çünkü zihnimiz hazırlanmıştır.…

Cennetin Kapısı

Resim
Hey gidi günler hey!
Nerede o eski bayramlar!
Eskiden mahallelerde aç hane olmazdı, herkes tenceresini paylaşırdı.
Eskiler iyi müslümandı.
Ne güzel o eski şarkılar.
Eskiden olsa bunu böyle böyle şöyle şöyle yaparlardı. Falandı filandı...

Tanıdık cümleler değil mi? Belki her birimiz kullanmış bile olabiliriz bu cümleleri. Bu zamanın gerçekten aktığının göstergesidir. Akıyor ama her dönem benzer cümleler kurulmuştur aslında, yani 100 yıl önce de 200 yıl öncede benzer şeyler söyleniyordu. Geçmişin güzelliği midir peki bu yakınmalar? Yoksa bugünün tembelliği mi? Her geçen gün kötüye gittiğini düşündüğümüz birşeyler var. Belki de oturup yakınmak daha kolay geliyordur bize, düzeltmek yerine. Evet evet galiba tembellik bu, tembellik ediyoruz... E tembellik şeytandandır bilmeyen yok. Müslümanın da şeytanla işi yok... Ama nedendir bilinmez, bilinir de belki umursanmaz, geçmişten bugüne değişiyor herşey ve sanki kötüye gidiyor. Mesela geçmişten bugüne namaz için yemek feda eden müslümanlardan …

Özgürlük

Resim
Hüzün çöktü yine memleketin üzerine. Sonbahar geldi diye. Ağaçlar bile yoruldu yazın ağırlığında. Neyseki geçti eylül ile birlikte derin bir nefes aldı ağaçlar, bırakıverdi kendini sonbaharın serin ellerine. Zamanı geldi, yapraklarıyla vedalaştı önce. Ardından bırakıverdi yaprağı. Hüzünlü bir ayrılış bu. Ağacın boynu bükük, yaprağın rengi soluk.
Ayrıldılar işte...
Ağaç renginden, yaprak evinden ayrıldı. Uzun bir yalnızlık başlıyordu. 

Sonbahar rüzgarı nazikçe aldı yaprağı himayesine. Süzüldü göklerde uzun uzun, uçtu rüzgarın ellerinde. Bir vakit sonra kaybolunca ağaç gözlerden, eğdi başını, daha bir soluk baktı ileri. Geri dönüş yoktu artık... Ama bir yandan da heyecanlıydı yaprak, özgür hissediyordu kendini. Hatta yeni bir de yol arkadaşı vardı; rüzgar... İyi anlaşacak gibiydiler. Beraber ağaçla hayal dahi edemeyecekleri yerlere gidebilirlerdi. Zaten sıkılmıştı koca bir yaz aynı yerde. Ağaç çok iyiydi, her isteğini yerine getiriyordu. Mükemmel bir aileydi ama şimdi uçuyordu yaprak, gökl…

Mağara Adamı

Resim
Taş devrinde yaşayan bir insan hayal edelim desem aklımızda nasıl bir figür canlanır. Ya da bir mağara adamı desem. Zihnimizde beliren o insanı tarif edebilir miyiz? 


Birçoğumuzun aklına elinde koca bir sopa olan, saçı sakalı birbirine karışmış, saç ve sakalından gözleri görünmeyen, kaba ve konuşmayı dahi bilmeyen tamamen ilkel bir insan, bir hayvan misali yırtıcı ve sadece yaşamayı düşünen, sağa sola saldıran duygusuz bir insan geldi galiba.

Doğru mu?

Doğru mu derken aklımızda canlanan figürden bahsetmiyorum, bu durum gerçekten böyle mi acaba? Binlerce yıl önce yaşayan insanlar gerçekten bu şekle ve karaktere mi sahipti?

Doğrudur diyenler olabilir elbet. Hatta "İsviçreli Bilim Adamlarının yıllar süren çalışmalarının sonucunda bu bilgi gün yüzüne çıkmış kardeşim, tabi doğrudur, adamlar çok çalışıyor kesin doğrudur, atalarımız maymuna benziyordur." deyip tam teslimiyet içerisinde yaşayanlar da vardır.
Mamafih böyle düşünüyorsak eğer unuttuğumuz birşey var. O da Hazreti Adem'…

Savaşın Şekli Değişti

Resim
"Gözlerini kısarak savaş meydanına uzunca baktı. Hayli çetin bir savaştı bu. Savaşan yiğitlerin yerden kaldırdığı toz bu şiddetin en basit göstergesiydi. Hele bazen bu toz bulutlarının kırmızıya çalan rengi sanki şiddeti daha da artırıyordu.
Hasan diken diken olan tüylerinin derisine battığını ve bu ürpertinin soğukluğunu yüreğinde hissetti. Ama çare yok vatan bu, canı feda etmeli, canan için savaşmalı. Derince bir nefes aldı ve çekti Hasan kılıcını kınından. İlerledi, ilerledi koşarak girdi savaş meydanına, o kızıl toz bulutunu yararak. Bir an durdu ve bir sağına baktı bir de soluna. Savaş dışarıdan göründüğündende şiddetliydi.

Beklediği yerden bir anda elini uzattı ve bir sandalye çekerek oturdu arkadaşlarının yanına. Masadaki herkes elindeki telefonu bıraktı Hasan'a baktı. 

Toplantı başlıyordu.

Hasan gür bir sesle konuşmaya başladı.
- Uyanın beyler bayanlar, savaş artık eskisi gibi er meydanlarında, düşmanla, sadece bir kılıç mesafesinde mertçe olmuyor. Artık savaşın şekli deği…

Dünyanın En Kısa Denemesi

Resim
Sanki başka çaremiz varmış gibi ne bu inat, öleceğiz işte, hazırlanmalıyız!

Büyüyünce Doktor Olacak!

Resim
-Sen büyüyünce ne olacaksın bakalım?
_ Benim oğlum doktor olacak amcası.
???
Eee...
Bir gariplik yok mu? Sual kime gitti, cevaptan kim memnun oldu? Nerede bu çocuğun hayalleri? Yaşayan babası mı hayatını, yoksa elinden mi aldı çocuğun planlarını? Daha geçen gün ayağa kaldırmadı mı dünyayı, yere düştü çocuğum kanattı kafayı? E bu yaptığı şiddetin ağa babası, marifet mi evladının geleceğini karartması? Ruhu istiyor belki marangoz ustası. Belkide var bir müzisyen kafası. Rahatsız oluyor koymayın doktor yaftası.
Bırak oynasın oyun. Bırak mutlu olsun evladın. Neyse kelime oyununu bırakalım kenara beraber farkına varalım sıkıntının. Geleceğimiz değil mi çocuklar. Onların mutsuz olmasını ister miyiz? Tabiki istemeyiz. Ama farkında değiliz onların gelecekleri ile ilgili planlar yaparak en büyük şiddeti uyguluyoruz.
Benim kızım avukat olacak, doktor, mühendis, öğretmen olacak deyip hayal korsanlığı yapıyoruz. Dur bir dakika ayrıca bu memlekette başka meslek yok mu ya Hu. Bu şiddeti uygulayanlar …

Al Şu Parayı

Resim
Şimdi size " Al şu 100 lirayı senin olsun. Ama senden bazı basit isteklerim var. Sana verdiğim bu 100 liranın en fazla 5 lirasını benim için harcayacaksın, kalan 95 lirayı da istediğin gibi harcayabilirsin. Ama seni sevdiğim ve senin zarar görmeni istemediğim için zarar görebileceğini düşündüğüm birkaç yerde bu parayı harcamanı istemiyorum. Bunlar dışında bir şartım yok. Bu şekilde yaparsan eğer karşılığında sana hiçbir şart koşmadan, istediğin gibi harcayacağın tam 500 milyon lira vereceğim. Hatta bu para biterse tekrar vereceğim. Yani paran hiç bitmeyecek. " desem. Ne cevap verirsiniz? Kabul etmeyecek birisi var mı? Ya da belki aklımızdan şöyle geçiyordur; Böyle birşeyi kim teklif edebilirki zaten. Hayal bu. Değil mi?
Hayal değil gerçek aslında. Allah'ın vaadi bunun gibi ve hatta bundan çok daha güzel ve çok daha fazla.
Biliyoruz da tekrar edelim ve hadi biraz düşünelim.
Allah bize 50, 60, 70, 80 neyse bir süre yaşamamız için bu dünyada ömür veriyor. Şart olarakta onun i…

Ne için yaşıyoruz?

Resim
Allah için yaşayabilmek. Yok yok aslında sadece bunun için yaşadığımızı hatırlamak. Hangimiz bu durumun farkındayız? Mesela kainat neden yaratıldı?
Biz neden varız? Bu soruların cevabıyla kafa yormamak lazım. Her sorunun cevabı bize açılmamış bir sırdır neticede sıkıntı etmeyin. Biz daha çok bizi ilgilendiren sorunlarla ilgilenelim. Kendimizi çok zorlayıp delilik ile velilik arasında gidip gelmeyelim...  Ama anlamamız gereken durum şu; mutlaka bir sebebi var ve bu yaratılış ve yaşayış sürecinde Yaratan Rabbimizin bizden istediği bazı şeyler var. Elbette bunca nimeti bahşedenin karşılığında isteyeceği bir takım şeyler olacaktı, bu gayet tabii. Biz bile birşeyler yapınca karşılığında birşeyler beklemiyor muyuz? Çok zorda değil üstelik Mevla'nın istediği. Asalak patronlar gibi asla değil, bir verip bin isteyen beşer gibi değil. Allah, bin verip bir isteyendir aslında, gönlü bu kadar boldur. Bizden 24 saatin en fazla 1 saatini,12 ayın 1 ayını, 40 malın 1 ini ister. Fazlası bize kalmış…

Vira Bismillah

Resim
Her zaman birsey olmak istedim. Nasıl birşey hiç bilemedim ama birşey işte. Belki önemli olabilmek ama değil öyle değil. Fayda sağlayabilmek sadece. Yaşadığım yere, çevremdeki insanlara, sevdiklerime, sevenlerime, geçmişime ve dahi geleceğime fayda sağlayabilmek.
Ruhumda derin uçurumlar açan mesele bu.
Bazen yazmak istedim bazen çizmek bazen koşmak bazen uçmak. Bir şekilde hitap etmekti niyetim insanlara. Şekil belki farklılık gösterdi, zamanla değişti ama hitabın özü ve hedefi asla değişmedi.
Sadece konuşan biri olmadım asla, adım atan olmaya gayret gösterdim, Rabbimin izniyle daima.
Şu anda yazmayı seçtim. Belkide yazmaya mahkum oldum bilmiyorum. Belki elimden gelebilecek şeyler bu kadar. Rabbim hayır niyetimi cümle aleme amele çevirsin İnşaallah. Şimdi istediğim kıyamet saatinin her an yaklaştığı şu an değişen dünya girdabında kaybolmamak; özümü, benliğimi, dinimi unutmamak, unutanlara hatırlatmak, girdaba kapılanları çekip kurtarmak... Nasıl bilmiyorum. Çıktığım bu yolda Rabbimin izni…